Adeta karanlıkta çevresini aydınlatırken günden güne eriyen bir "mum" gibidir bu devirde insan olmak... Kendini feda etmeyi, erdemlerin ışığında usulca yanmayı gerektirir. Oysa gerçek anlamda insan olabilmek, belirli ahlaki kuralları ve vicdani değerleri hayatımıza nakşetmeden asla mümkün değildir.
Bu değerlerin en başında hiç şüphesiz empati gelir. Empati, insanın kendisini bir başkasının yerine koyabilmesi, onun acısını kendi yüreğinde hissedebilmesidir. Bir haksızlığa şahit olan bir insan, o haksızlığa uğrayan kişinin yerine kendini koymadığı, onun feryadını kendi vicdanında duymadığı sürece insanlığından söz edemez. İnsan olmak, her şeyden önce yüksek bir erdemliliktir; toplumda gıptayla bakılan, parmakla gösterilen yegâne numunedir. İnsan olmak; haksızlık karşısında dilsiz şeytan olmamayı, bir başkasının hakkı gasp edildiğinde ona asla göz yummamayı ve adaletin savunucusu olmayı gerektirir.
"Nasıl ki bir malzeme ya da bir eşya kalitesiyle, sağlamlığıyla öne çıkıyor ve toplum tarafından takdir ediliyorsa; bir insanın değeri de karakterindeki sağlamlıkla, duruşundaki asaletle ve insanlığa kattığı iyilikle ölçülür."
Ne yazık ki, teknolojinin baş döndürücü bir hızla ilerlediği, yapay zekanın hayatın her alanına nüfuz ettiği ve dünyanın köklü değişimlerden geçtiği bu yeni çağda, insan kalabilmek büsbütün zorlaşmıştır. Kendimizi sorgulamamız gereken en can alıcı noktalardan biri de buradadır. Bizler inançlı insanlar olduğumuzu, dilimizden değerlerimizi düşürmediğimizi söylüyoruz; fakat yanı başımızda bir insana yapılan haksızlığı dile getirmekten, hakkı haykırmaktan çekiniyoruz. Neden acaba? Bu sorunun cevabını derinlemesine düşünmek ve vicdan süzgecimizden geçirmek zorundayız.
Toplumsal yapımızı derinlemesine incelediğimizde acı bir tabloyla karşılaşıyoruz: Komşunun komşuyla konuşmadığı, akrabanın akrabasından yüz çevirdiği, kardeşin kardeşe yabancılaştığı, bir babayla oğulun arasına aşılmaz duvarların örüldüğü bir dönemden geçiyoruz. Bu durum; insan olmaktan fersah fersah uzaklaşmanın, yozlaşmanın ve toplumsal bağları tamamen koparmanın açık bir formülüdür.
Buradan tüm insanlığa seslenmek istiyorum: Ne oluyor bizlere? Ey insanoğlu, silkelenip kendimize gelme vakti çoktan gelmedi mi? Eğer toplumdan, birbirimizden uzaklaşırsak, insan olmanın asgari kurallarını unuturuz. Bir araya geldiğimizde herkesin elinde birer telefon, herkes sanal dünyalarda kaybolmuş durumda. İnsanlar ekranların soğuk ışığında yüz yüze sohbet etmeyi, birbirinin gözünün içine bakarak gülümsemeyi unuttu. Teknolojiye körü körüne kapılıp giden insanlık, hızla kendi özünü kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyadır.
İnsan böyle olmamalıdır. İnsan; sıcak bir sohbeti, içten bir gülüşü, merhameti ve sarsılmaz bir vicdanı elden bırakmadan insan kalmanın yollarını aramalıdır. Vakit kaybetmeden insanlığın o kadim ve asil formülüne geri dönmek zorundayız. Aksi takdirde, toplumsal ve ruhsal felaketlerin ardı arkası kesilmeyecektir.
Gerçek insan, girdiği her ortamda kendini belli eder. Evinde "Bu ne güzel bir insandır" diye gösterilen, iş yerinde dürüstlüğü ve ahlakıyla örnek olan, toplum içinde adaletli duruşuyla parmakla işaret edilen kişidir insan. Unutmayalım ki insan olmak, sadece fiziki bir varoluş değil; merhametle, adaletle ve sevgiyle dokunmuş bir ahlak abidesi olabilmektir.
Saygılarımla...