Tarih: 28.09.2016 13:30

HACI BAYRAM-I VELÎ HAZRETLERİ

Facebook Twitter Linked-in

Ercan SALMAN yazıyor

 Selam aleykum değerli gönül dostları.

Bugün yine rabbimizin nasip etmesini arzuladığımız yeni yazımızda pek muhetrem Hacı Bayram-ı Veli Hazretleri´nden bahsetmeye çalışacağız.

Ey rabbim sen bizleri utandırma! Amin? Sevgili dostlar Hacı Bayram-ı Veli Hazretleri´nin asıl adı Nûmân bin Ahmed bin Mahmûd´dur. Kendileri, 1352 (Hicri. 753)de Anakra ilinin Çubuk Çayı üzerindeki Zülfadl (Sol-Fasol) köyünde doğduğu ifade edilir. Babası, tarımla geçinen Koyunluca Ahmed´dir. Bir süre babasının tarlasında çalıştı.;okumaya olan eğilimini sezen babası, onu Ankara´da Karamedrese´ye verdi.

Orayı bitirince, bilgisini arttırmak amacıyla, Bursa´ya gider, orada da bir süre öğrenim gördükten sonra Ankara´ya döner. Önceleri Halveti ve Nakşıbendi tarikatlarından esinlenir, kısa süre içinde konuşmalarının etkisi, bilgisinin genişliğiyle ün sağladı. Ününü duyan Şeyh Hamidüddin, onu Kayseri´ye çağırır.

Kurban Bayramı´nda geçen bu olay nedeniyle Şeyh ona "Bayram" adını verdi. Bir süre sonra Şeyh ile hacca gidince Hacı Bayram, Kayseri´de Şeyh Hamidüddin´den tarikat geleneğine göre "ışık" denen gerekli bilgiyi aldıktan sonra kendini tasavvufa verdi, sonradan Bayramilik adıyla bilinen tarikatın ilk öğelerini oluşturdu. Çevresinde toplananların çoğalması, tasavvufla ilgili düşüncelerinin şeriatla bağdaşmaması üzerine, kendisine kuşkulu, sakıncalı bir kimse diye bakıldı. Durumu öğrenen Sultan II. Murad, onu Edirne´ye getirtti., bilgisinin derinliği, yüreğinin arınmışlığı karşısında duygulanınca söylenenlere inanmadı, onu Ankara´da Karamedrese´ye, sonra Bursa Medresesi´ne Müderris olarak atandı. Hacı Bayram hocası Şeyh Hamidüddin´in ölümünden sonra, müderrisliği bıraktı, yaşamını tekkesinde, çevresinde toplananları yetiştirmekle geçirdi. Hacı Bayram-ı Veli herşeyden önce bilim ve tasavvufu birleştirmeyi başarmış bir sufidir. İslamiyeti ilmi açıdan ele alarak iyice anlamış, önce profesör olarak medresede öğrenci yetiştirmiş sonrada tasavvuf hayatına adımını atmıştır.

Tasavvuf felsefesi bakımından kendinden öncekilere göre bir yenilik getirmemiştir. Ancak mutasavvıf olarak dünyayı red ve terk yerine, onu imara yönelmiş etrafındakileri de teşvik etmiştir. Hacı Bayram-ı Veli´nin bu yanı devrine göre çok ileri görüşü simgeler.

Hacı Bayram-ı Veli´nin etrafında okuma yazma bilmeyenler ve o devrin her çeşit meslek gruplarından insanlar bulunduğu gibi başta Akşemseddin olmak üzere Germiyanoğlu Şeyhi, Eşrefoğlu Rumi, Ahmed Bican, Yazıcıoğlu Muhammed gibi bilim adamları da bulunuyordu. Bu kadar farklı kültür gruplarını aynı potada eritmesi de büyük bir başarıdır. Müridlerini el emeği ile geçinmeye yani toprağı işlemeye ve el sanatlarına yönlendirmiştir. Kısacası herkese çalışma tavsiyesinde bulunmuş kendisi de buğday, arpa, burçak yetiştirerek onlara yaşayan örnek olmuştur. Bu şekilde müridlerini toprağa bağlı yaşamaya teşvik ederek Anadolu´ya Orta Asya´dan gelen Türk göçerlerin yerleşik hayata geçmesini sağlamış, Anadolu´da kalıcı Türk birliğinin sağlanmasında ve Osmanlı Devleti´nin medeniyet yolunda aşama kaydetmesinde önemli rol oynamıştır. Hacı Bayram-ı Veli´nin koyduğu imece usulü, yani hasadı bütün köylülerin katılımı ile ortaklaşa toplama yöntemi bugün bile hala Anadolu´da uygulanmaktadır. Anadolu´da ondan başka aynı etkiyi sağlamış bir mutasavvıf gösterilemez. Hacı Bayram Veli´nin tasavvufla ilgili görüşleri, kendinden sonra gelenlerce belli bir inanç düzeni olarak benimsenen Bayramilik´te son biçimini almıştır. Varlık birliği anlayışına dayanan, insanla, Allah´ı birbirine yaklaştırma amacına güden Bayramilik´in uyulması gereken kesin ilkeleri "zikr" denen töreni oluşturur.

Bayramilik´e göre bir anış, Allah´a ulaşmak için kendini olgunlaştırma eğitimi olan bu tören açık ve gizli ya da sesli ve sessiz olmak üzere iki türlüdür. Törene katılacak dervişler, bir daire oluşturacak biçimde diz çökerek otururlar. Sonra şeyhin yönetimi altında Allah´ın o mübarek adları yüksek sesle anılır. Aman ya rabbi ne güzel bir oluşum. Sen biz aciz kullarına da nasip et. Amin. Bu törende dervişler gözlerini yumarlar. Bu da Allah´dan başka bir varlık görmemek kendini Allah´a vermek anlamına geldiği şeklinde belirtilir. Evet sevgili dostlar bir gün Hacı Bayram Veli Hazretleri, padişah ile başbaşa sohbet ettiği günlerden birinde; konu İstanbul´un fethine gelmişti.

Murâd Han Gâzi; "Allahü teâlânın izniyle, evliyânın himmet ve bereketleriyle İstanbul´u almak istiyorum. Rahmetli dedem Yıldırım Bâyezîd Han bu işe girişti. Fakat bir netice elde edemedi. Devlet-i âl-i Osman´ın toraklarının ortasında bir Bizans Devletinin olmasına hiç gönlüm râzı değil. Sevgili Peygamberimizin de fethini müjdelediği bu İstanbul bize lâzım. Bunu almak için de himmetinizi, yardımınızı bekliyorum." dedi. Murâd Han bu sözleri söylerken, Hacı Bayram-ı Velî derin bir tefekküre dalmış, onu dinliyordu. Sultanın sözü bittikten bir süre sonra şöyle konuştu: "Sultânım! Bu şehrin alınışını görmek ne size, ne de bize nasîb olacak. İstanbul´u almak, şu beşikte yatan Muhammed´e (Fâtih Sultan Mehmed Han) ve onun hocası, bizim Köse Akşemseddîn´e nasîb olsa gerektir." müjdesini verdi. Sonra geleceğin Fâtih´ini kucağına aldı.

Onun gözlerine bakarak, uzun uzun teveccühlerde bulunda. Sultan Murâd Han, bu müjdeye çok sevindi. Oğlu şehzâde Muhammed´e ve Akşemseddîn´e artık başka bir nazar ile bakmaya başladı. Allah (c.c) razı olsun. Amin. Sevgili gönül dostları dilerseniz bir başka meseleyle konumuza devam edelim. Hacı Bayram-ı Velî, Ankara´ya Sultan Murâd Hanın verdiği fermânla geldi. Fermanda, Hacı Bayram-ı Velî hazretlerinin talebelerinin, yalnız ilim ile meşgûl olmaları için, onların vergi ve askerlikten muâf tutulduğu bildiriliyordu.

Bunu duyan pekçok kişi, vergi ve askerlikten kurtulmak için Hacı Bayram-ı Velî´nin talebesi olduğunu söylemeye başladı. Bunlar o kadar çoğaldı ki, Ankara´nın mâlî ve askerî düzeni bozuldu. Sonunda Sultan, Hacı Bayram-ı Velî´den talebelerinin bir listesini istemek zorunda kaldı. Hacı Bayram-ı Velî de, Ankara´nın Kanlıgöl mevkiinde bir çadır kurdu ve; "Bize intisâb edenler, talebe olanlar burada toplansın." diye ilân etti. Hacı Bayram-ı Velî´nin talebesi olduğunu söyleyen herkes, akın akın gelip meydanı doldurdu. Hacı Bayram-ı Velî; "Dervişlerim, müridlerim! Bana intisâb eden talebelerimi bugün burada kurban etmem emrolundu. Canını, malını bana feda eden, çadıra girsin." buyurdu. Bütün talebeleri bir korku aldı. Bir uğultu yükseldi. Vergiden kaçmak için talebe görünenler; "Bu ne biçim mürşit; bu nasıl müritlik." diye söylenip duruyorlardı. Hacı Bayram-ı Velî de, eline keskin bir bıçak ile çadırın kapısında beklemeye başladı. Bu sırada topluluktan, bir erkek ile bir kadın kalabalığı yararak doğruca çadırın içine girdiler. Arkalarından Hacı Bayram-ı Velî de girdi. Daha önceden çadıra koyduğu koyunu içeride hemen kesti. Kırmızı bir kan, çadırdan dışarı çıktı. Kanı gören herkes hemen kaçtı. Meydanda kimse kalmadı.

Daha sonra dışarı çıkan Hacı Bayram-ı Velî; "Anladık ki, bu kadar talebemiz varmış. Bunlardan başka herkes, vergi vermek ve asrelik yapmak sûretiyle, devlete olan borcunu ödemelidir." buyurdu. Değerli gönül dostları Hacı Bayram-ı Velî, ömrünün sonuna kadar İslâmiyeti yaymak için uğraştı. Talebelerine ve sohbete gelen herkese, Allahü teâlânın emirlerini bildirip, yasaklarından kaçınmanın şart olduğunu anlattı. Hayâtı, hep verâ ve takvâ üzere, haramlardan şiddetle kaçıp, şüpheli korkusuyla mübahların fazlasını terk etmekle geçti. Onun vefâtından sonra "Bayramiyye yolu"nu, talebelerinden Akşemseddîn ve Bıçakçı Ömer Efendi devâm ettirdiler. Diğer halifeleri ise: Göynüklü Uzun Selâhaddîn, Yazıcızâde Muhammed ve Ahmed Bîcân kardeşler, İnce Bedreddîn, Hızır Dede, Akbıyık Sultan, Muhammed Üftâde hazretleri bunlardandır.

Birisi de, dâmâdı Eşrefoğlu Rûmî (Abdullah Efendi)dir. Rabbimiz her birinden daim razı olsun. Amin. Son olarak değerli dostlar size Hacı Bayram-ı Velî Hazretlerinin aciz yüreğimize vermiş olduğu tavsiyelere bir göz atalım. ? İnsanların fitnesinden kurtulmak istiyorsanız, çarşı ve pazarlarda sık sık bulunmayınız. ? Küçük çocukları seviniz, başlarını okşayınız. Onları sevindiriniz ki, Peygamber efendimizin emrini yerine getirmiş olasınız.

Kardeşlerim, Hacı Bayram-ı Velî 429 (H. 833) senesinde Ankara´da vefât etti. Türbesi, Hacı Bayram Câmiinin kenarında ziyârete açıktır. Rabbim ziyaret etmeyi biz aciz kullarına da nasip etsin.

Bizler dilimiz döndükçe ve kalemimiz yazdıkça önce kendi nefsimize sonra da siz değerli gönül dostlarımıza anlatmaya çalıştık.

Dualarınızı bizden esirgemeyin. Selam ve dua ile

Kaynaklar 1) Osmanlı Alimleri 2) Veliler Diyarı adlı internet sitesi 3) Evliyalar Ansiklopedisi




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —