Egazete


  • Pazar 19.8 ° / 7.1 ° Açık hava
  • Pazartesi 22.3 ° / 10.7 ° Açık hava
  • Salı 24.6 ° / 12.1 ° Açık hava

Ağrı

25.09.2022

  • İMSAK 04:28
  • GÜNEŞ 05:51
  • ÖĞLE 12:05
  • İKİNDİ 15:28
  • AKŞAM 18:09
  • YATSI 19:26
  • BIST 100

    3.282%-0,41
  • DOLAR

    18,4067% 0,48
  • EURO

    17,8454% -1,09
  • GRAM ALTIN

    972,96% -1,11
  • Ç. ALTIN

    1605,384% -1,11
Anahtar Kelimeler: FASULYENİN FAYDALARI...!

BURS VE AZ KURU FASULYENİN FAYDALARI...!

FIRAT BEYAZIT ÇELİK

Bundan yıllar evvel yani tam hatırlamıyorum ama, bir kaç kez yazmıştım, tarihini unutmuş olacağım, ama yinede hoşuma giden bir olay olduğu için kaç kez yazsam ve dile getirsem azdır, diye düşünüyorum ki, onun için yazmaktan hiç bıkmıyorum.

Çünkü bu gibi gerçekten yaşanmış olayları dile getirmekten fayda ve yararlı görüyorum.

Amcanın birinin üniversitenin yanında bakkal dükkanı varmış,  amca sabah dükkanını açar, akşama doğruda kapatırmış.

Onun dükkanının en iyi müşterileri ya üniversiteyi okuyan öğrenciler, yada üniversitede görev yapanlarmış.

Amca, dükkanına gelen ve sürekli alış-veriş yapan bir hoca ile içli-dışlı oluvermiş.

Bir gün hocaya “ben durumu iyi olmayan bir, iki öğrenciye yardım etmek istiyorum varmı öyle yardıma muhtaç?” diye sorar, hoca da, çok var hacı amca ama hele bildiğim üç kişi var ki, çok kötü durumdalar, der. Hacı amca, hocaya;

         “Ben Allah rızası için onlara yardım edeceğim okulları bitinceye kadar, ama sizden ricam hiç kimse bilmeyecek, ev kiralarını, elektrik, su, yiyecek, giyim yani ne varsa karşılayacağım ve hatta okul tatil olduğu zaman yol paralarını bile vereceğim. Bunu bir sen bir öğrenciler, bir ben bir de Allah bilecek,” der hocaya. Hoca ertesi gün üç öğrenciyi getirir bakkalla tanıştırır, öğrenciler okul bitinceye kadar, hacı bakkal onlara bakar. Okulları bitince gider hacının elini öpüp, helallik ister giderler.

Aradan zaman geçer, hacı bakkalı kapatır, inzivaya çekilir, rahatsızlanır, hacının çocukları İstanbul’da oturdukları için babalarını doktorlara göstarmek için İstanbul’a götürürler ve İstanbul’da hastaneye yatırırlar. Bir-iki günmü ne geçer, doktorun biri nöbeti devralır ve hastaları dolaşır.

Hacı amcanın odasına geçer, hasta dosyasını inceler, ne yapılması gerekir ona bakar. Hacının adına, memleketine bakar ve döner hacı amcayı iyicene süzer ve sorar, “hacı amca geçmiş olsun, senin  üniversitenin yanında bakkal dükkanın varmıydı?” diye sorunca, hacı amca, bir zamanlar vardı ama kapattım, şimdi buralardayım işte, der ve doktor hacı amcanın ellerini sıkıca tutar öper, öper başının üstüne koyar. Hacı amca ve orada bulunan yakınları şaşkınlık içinde doktora baka kalırlar. Doktor nemli gözleri ile, ben kimim biliyormudun hacı amca?, Hacı amca şaşkınlık içerisinden, nerden bileyim evladım?, der. Ve doktor anlatmaya başlar:

         “Ben  üniversiteyi okurken, sen bana ve iki arkadaşıma burs veriyordun, senin sayende okuduk, bu günlere geldik” deyince, Hacı amca şaşkınlık içerisinde “bursta neyin nesi?” doktor anlatır, burs yaptığın yardım Hacı amca, sen unuttunmu? Biz üç kişiydik okul bitinceye kadar bizlere yardım ettin, Hacı amca çocuklarının yanında sıkıla, sıkıla “evet öyle bir şey vardı ama aradan zaman geçti ben onu unuttum, deyince, doktor biz unutmadık Hacı amca, biz unutmadık. Sonra çocukları ve yakınları durumu öğrendikten sonra, baba bizim böyle bir olaydan neden haberimiz olmadı, diye sitem ederken, Hacı amca, hayrın reklamı olmaz, hem bu çocuklara üç kuruş yardım ettim, diye her kese anlatıp onların gururları ile niye oynasaydım, Allah yaptığım iyiliği önüme getirdi işte, daha ne istiyorsunuz, der ve doktor Hacı amca ile ilgilenir, hocalarına babası diye tanıtır. Tedavisi bittikten sonrada alıp evine götürür.

        Bu burs olayı, şimdi az kurufasulyenin faydasına gelelim. Hani eskiden derlerdi ya! “kurufasuliyede kendisini nimetten sayıyor?” Vallah kurufasulye köfteden daha faydalı çıkmış, hani adamın biri Doğubayazıt’ın en işlek caddesinin ismini yani Dr.İsmail Beşikçi caddesinin ismini değiştirmiş, İnegöl caddesi yapmış ya! Ha işte o adamın yediği İnegöl köftesi kuru fasulyeya kadar faydalı olamamış. Ve hatta artık kurufasulye günümüzde lüks oldu biliyorsunuz.

Şimdi konumuza dönelim, yani az kurufasulyenin faydasına bakalım.

AZ KURU VERİRMİSİN?

Üniversiteye yeni başlayan bir genç, ekonomik durumu iyi değildi. Ailesi yeterli kadar para gönderemiyordu. Mühendislik okuyordu.

          Çarşıda bir lokantaya girdi: “Az kuru alabilir miyim?” dedi.

          Lokantacı hali anladı. Ağzına kadar dolu bir tabak kuru ve bir de pilav getirdi. Para ise sadece az kuru parası aldı.

         Öğrenci her gün “az” dedi. Lokantacı çoook verdi.

         Yıllar geçti, okul bitti. Yıllar daha da geçti bir birini kovaladı. Öğrenci zengin bir mühendis oldu.

         Aklına “az kuru” geldi. Atladı okuduğu şehre gitti. Çarşıda lokantanın olduğu yere vardı. Baktı ki, lokanta yok. Hemen esnafa sordu:

         “Buradaki lokanta nerede, sahibine ne oldu?” , lokanta kapandı, amca da az aşağıda oturuyor, denildi.

         Yerini tarif ettiler. Öğrenci gitti evi buldu. Kapıyı çaldı, amca kapıyı açtı;

          “Buyurun” dedi. Amca ben yıllar evvel burada okudum. Hep az kuru istedim, ama sen hep çoook verdin...

      Amca öğrenciyi hatırlayamadı. Çünkü o her öğrenciye öyle yapardı.

         “Hatırlayamadım oğlum kusura bakma, yıllar oldu” dedi.

         Öğrenci, burada oturuyorsun galiba, ev seninmi amca?, dedi.

         Amca, yok oğlum, kira, hanım ben bura da idare ediyoruz, dedi.

        Öğrenci, peki, dedi ve evden ayrıldı. Gitti ev sahibini buldu. Evi satın alıp amcaya verdi. Üstüne  hatırı sayılır bir pakette para da bıraktı.

       Amca, aman oğlum ne yaptın?, ne gerek vardı, dedi.

       Öğrenci, Amca senin az kurun olmasaydı ben aç yatar, aç kalkardım. Büyük ihtimalle okulu bile bitiremezdim. Şimdi öyle zenginim ki, inan benim sana verdiğim, senin bana verdiğinden daha değersiz. Sen hakkını bana helal et yeter. Ve sarıldılar, ağladılar.

         Ahhhh, ahhhh İNSANLIK!

Adını sayamayacağım, ama bir sürü Doğubayazıt’lı iş adamı ihtiyacı olan öğrencilere burs veriyorlar.

Ama çoğunluğu desem, yeri vardır, okul bittikten sonra, ne helalleşirler, ne de bir kuru teşekkür için kapılarını çalarlar.

Demem odur ki, “ewna dıkın, hunji bışkrinin”

                        DOSSO DOSSİ

                 Bir daha ki yazımı “ DOSSO DOSSİ” başlığı altında kaleme alacağım, Ağrıdağı Müzik festivalinde neler oldu, Neler yaşandı, Kimler ne dedi? Ona uzun uzadıya yer vereceğim. görüşmek üzere.